21 Eylül 2011 Çarşamba

AİHMK KAPSAMINDA ANAYASA VE İKİ DİLLİ YAŞAM TALEPLERİ

Baro’ya uğradığım bir gün Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Devletler Özel Hukuk’undan Prof. Dr. Sibel Özel’in bir makalesi elime geçti. Bu makale etnik dillerin öğrenilmesi, bu dillerde öğrenim yapılması, KCK davasında Kürtçe savunma, etnik dillerde isimler ve bunların Türkçe’nin dışındaki dillerde yazılması üstüneydi. Hazırlığı başlayacak yeni Anayasanın da çekişmeli konularının bunlar olacağı anlaşılmaktaydı. Bir kaç hafta önce Neşe Düzel’in Taraf’ta Diyarbakır Barosu Başkanı ile yaptığı bir söyleşi yayımlanmıştı.
Neşe Düzel soruyordu: Her yerde İngilizce tabelaların olduğu, İngilizce öğreten okulların bulunduğu bir ülkede iki dilliliği nasıl engelleyebilir devlet?
Yanıt şuydu: Devlet fiiliyatta iki dilliliği engelleyemiyecek. Kürtler kendi yaşamlarında zaten iki dilli yaşıyorlar. Evde, işyerinde, pazarda, lokantada her alanda Kürtçe konuşuyoruz biz. Adliye koridorlarında, Baroda, memur Kürtse resmi dairede de Kürtçe konuşuyoruz. …Kürtlere dil konusunda direnç gösterilmemeli.
Ben de aynı soruyu Prof. Dr Sibel Özel’e yönelttim ve kendisinden iç mevzuat ve AB kazanımları içersinde yanıtlamasını istedim.
SİBEL ÖZEL: Her yerde İngilizce tabelaların olması Türkiye’deki her etnik dilin Resmi Dil olan Türkçeyle eş değerde olduğunu göstermez. Günlük yaşamda etnik dillerin konuşulması başka bir şey, kamu hizmeti alım ve sunumunda resmi dilin yanında etnik dillerin kullanılması başka bir şeydir. Bu bakımdan Türkiye’de günlük yaşam içinde farklı dillerin kullanılması konusunda hukuken hiç bir engel mevcut değildir. 12 Eylül döneminde Türkçe dışında ana dillerin konuşulmasına yasak getiren 2932 sayılı yasa kabul edilip yürürlüğe sokulmuş olduğundan buna o tarihte olanak verilmiyordu ama o yasa 1991 tarihinde yürürlükten kaldırıldı. Buna göre Türkiye’de ana dilin kullanılması 12 Eylül dönemi dışında hiç bir tarihte yasaklanmamıştır.
Neşe Düzel’in ikinci sorusu şuydu: Dil Talebi neleri içeriyor? Yanıt: Dil taleplerimiz :Kürtçe konuşmak. Çocuklara Kürtçe isim koymak. İşyerlerine Kürtçe tabela asmak. Ana dilde eğitim. Kürt coğrafyası dışında İstanbul gibi kentlerde yaşayan kürtler için de Anayasal güvenceye kavuşturulması. Kürtçe ikinci dil olmalı, resmilik kazanmalı.
Sayın Sibel Özel ‘den bu talepleri de iç mevzuat, AİHS, AİHMK ve taraf olduğumuz antlaşmalar doğrultusunda tek tek irdelemesini istiyorum.
SİBEL ÖZEL: Günümüz Türkiye’sinde Kürtçe Konuşmak üstelik buna Kürtçe Yayın yapmayı da katalım, serbesttir.
Kürtçe isim koymaya gelince bu da serbesttir. Ancak burada sorun bu isimlerin resmi kayıtlara yazılımında ortaya çıkmaktadır. Dayatılan şu: Kürtçe söyleyişiyle yazılsın! Yani resmi Alfabe’de olmayan Kürtlerin dışında yabancılar tarafından dizayn edilmiş bir Alfabenin x, q, w harfleri de kullanılabilinsin!
Bu doğal olarak yasak.
Bunun olanaksız olması Türkiye’ nin koyduğu bir yasağın sonucu olarak ele alınmamalı. Zira AB ülkelerinde de aynı kural geçerlidir. Örneğin, Fransa’da bir aile çocuklarına Katalan dilinde söylenişiyle ve harfleriyle isim kaydettirmek istemiş, ancak nüfus memuru bu Fransızca’da olmayan vurguyla farklı yazılımı kabul etmemiştir. Fransa Hükümeti Fransa’da herkesin çocuğuna istediği ismi verebileceğini ancak Fransız yasalarına göre Fransızca dili dışında bir dilin ve kullanılan alfabenin dışında simge ve harflerin resmi yazışmalarda veya belgelerde kullanılamayacağını dolayısıyla resmi makamların Katalan dili veya herhangi başka bir dildeki alfabeye göre değil yalnızca Fransızca’daki yazım biçimini kullanabileceklerini ileri sürmüştür.
Sorun, AİHM’ne götürülmüş, Fransa, resmi dilinin Fransızca olduğunu bunun Fransa’nın egemenliğinin ve kimliğinin bir parçası olduğunu öğrenim, çalışma, kamu hizmeti alırken ve sunulurken kullanılan dilin Fransızca olduğunun yasalarla da belirli olduğunu, bölgesel olarak özel yaşamda ve kültürel etkinliklerde kullanılan herhangi bir dilin, idareye ve kamu hizmeti sunan makamlara dayatılamayacağını belirtmiştir.
AİHM de farklı söyleyişdeki bu talebi red etmiştir. Mahkemeye göre hükümetlerin koyduğu kurallar ayrımcılık yapılmaksızın ülkede yaşayan herkes için geçerlidir. Dil birliği açısından belli bir dil politikası olması objektif ve mantıklıdır. Devletlerin bu konuda geniş bir takdir ve kullanım hakkı vardır. Bu nedenle mahkemeye başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.
Bizde benzeri talepler genelde Türk Alfabesi içinde bulunmayan x, q, w harflerinin Kürtçe isimlerde kullanılmasının engellenmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu yönünde bir gerekçeyle AİHM’ne taşınmaktadır ki, bu talepler de AİHM tarafından red edilmiştir. Mahkemeye göre AİHS herkesin kendi seçtiği dilde bilgi alma hakkını güvence altına almamaktadır. Her taraf devlet özgürce kimlik belgelerinde ve diğer resmi belgelerde kendi resmi dil kullanımını zorunlu kılmak hakkına sahiptir. Aynı şey Ulusal Alfabe içinde geçerlidir. Dolayısıyla AİHM’ne göre Türkiye’de Kürtçe isim verilmesinde bir yasak yoktur. Ancak yazımının Resmi Alfabeye göre olması gerekir.
UMRAN SÖLEZ TAN: Kürtçe tabela asmak için ne diyeceksiniz?

SİBEL ÖZEL: Bu konuyu hiç düşünmedim.

UMRAN SÖLEZ TAN: Peki bunu ben yanıtlamış olayım. Doğrusu eski bir yargıç olarak ben, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarını ve ülkemizdeki İngilizce tabelaları gözönüne aldığımda bunun Kürtçe isim verilmesi özgürlüğü içinde ancak Resmi Alfabeye uygun yazılması koşulunda olabileceğini düşünüyorum.

UMRAN SÖLEZ TAN: Baro’da elime geçen makalenizle niçin bu kadar ilgilendim bilmiyorum! Biliyorsunuz benim konum çocuklar ve onların iyi yetişmiş yetişkinlere olan gereksinimleri. Makalenizle mahkeme günlerime döndüm; bilgilerimin tazelendiğini, bazı şeylerin yerine oturduğunu gördüm. Kavga içersinde sürdürülen yayınlarla kafası karışmış toplum bireylerinin doğruları, AHM’nin konuyla ilgili kararlarını direkt öğrenmeye gereksinimi var. Sanırım bu makaleyi siz de bunun için yazdınız…
SİBEL ÖZEL: Bir akademisyen olarak benim sorumluluğum gerçekleri objektif olarak dile getirmek ve bu gerçekler üzerinden değerlendirme yapmaktır. AİHM’si kararları çok açık ve net biçimde isteyen herkesin istediği her dilde hizmet talep etmesini AİHS’si çerçevesinde korumamaktadır. Buna göre Türkiye’de İngilizce dahil hiç bir farklı dil Resmi dil olan Türkçe ile eş değerde olamaz. Türkçe’nin yanında 2.dil de olamaz.

UMRAN SÖLEZ TAN: Yine AB üyesi ülkelerde, AİHS ve AİHMK içinde Ana Dilde Eğitim bir hak mıdır?

SİBEL ÖZEL: AB kazanımında bütün AB üyesi ülkelerde istinasız her etnik gurubun kendi ana dilinde anaokul, ilkokul, lise üniversite düzeyinde eğitim alması bir hak olarak kabul edilmiş değildir. Ana dil öğretimi konusunda da AB içinde bir aynılık yoktur. Bu alanda önemli bir düzenleme 1992 tarihli Bölgesel ve Azınlık Dilleri Avrupa Şartı’dır. Şart, Avrupa’nın sonuçta yok olma tehlikesi yaşayan tarihsel olarak azınlık veya bölgesel dillerin korunmasını hedeflemektedir. Şart bu amaçla taraf devletlere seçenekler sunmaktadır. Bu şart da bütün AB üyesi ülkelerde yürürlükte değildir. Bazı ülkelerce kabul edilmiş bazı ülkelerce kabul edilmemiştir. Örneğin Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Malta, Portekiz gibi ülkelerde yürürlükte değildir. Doğal olarak Türkiye’nin de kabul zorunluluğu yoktur. Şart’a taraf olan devletler de kendi seçtikleri hükümleri uygulayacakları için bu alanda da aynılık olduğunu söylemek olanaksızdır. Bir başka söyleyişle ana dilde eğitim AB kazanımlarının bir parçası değildir. Dolayısıyla Türkiye’de ana dilde eğitim yapma zorunluluğu bulunmamaktadır.

UMRAN SÖLEZ TAN: Kürtçe savunmanın bir hak olup olmadığı üzerine yapacağınız açıklamalarınıza geçmeden önce ben kendi yaşadıklarımdan söz etmek isterim. Anadolu’da görevde iken Kürtçe savunma çok aldım. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yurttaşı hiç Türkçe bilmiyordu ve tabi bu bir kadındı; eğitim ve öğrenim hakkından yoksun kalmış kadın. Erkeklerde çok yaşlı olmadıkça Türkçe bilmeyenine hiç rastlamadım diyebilirim. Türkçe bilmeyen kadınlar karşısında kendimi suçlu hissediyordum. 1977 yıllarıydı ve Kadının Adı Yoktu!* Bu durumda yasa gereğince derhal bir tercüman getirtilir ve ben kendi adıma söylemeliyim ki, onun karşısında biraz çekinerek büyük bir dikkat ve özen içinde diyeceklerini tutanağa geçirirdim. Bu dikkat ve özenimle ne kadar olabilirse bağışlanmayı beklerdim!

SİBEL ÖZEL: Son zamanlarda Lozan madde 39, fıkra Son’a göre ana dilde savunma yapmanın bir hak olduğu iddia edilmektedir ki, bu kesinlikle doğru değildir. Bir hukuk metninin sözü ve ruhu ile iyi niyetle yorumlanması esastır. Lozanın 39-45. maddeleri Azınlıklarla ilgili bir hükümlerdir. Bu nedenle burada yer alan bütün hükümler gayri müslüm Azınlıklarla ilgilidir. Azınlık, diğer yurttaşlarla eşit muameleye tabi tutulacak ve ayrımcılık yapılmayacaktır. Anlaşılacağı üzere 39’uncu madde gayrimüslüm Azınlıkların müslümanlarla aynı haklardan yararlanmalarını güvence altına almaktadır.

Tartışma konusu yapılan 39/son şöyledir: ” Resmi dil mevcut olmakla beraber, Türkçe’den başka dil konuşan Türk vatandaşlarına mahkeme önünde kendi dillerini sözlü olarak kullanılabilmeleri hususunda kolaylık gösterilecektir. “

Bu fıkra Türkiye’de mahkeme önüne çıkan Türk yurttaşlarının Türkçe dışında kendi ana dilleri ile savunma yapacağı anlamına gelmemektedir. Öncelikle madde azınlıklarla ilgili olduğu için ve azınlıkların kendi dillerinde ilk öğretim hakkı olduğu için bazı azınlıkların Türkçe’ye vakıf olmama olasılığı vardır. Adil yargılanma hakkı mahkemede ilgilinin dinlenilmesini zorunlu kılan Türkçe’den başka bir dil konuşmak, Türkçe bilmemek anlamına gelmemektir. Türkçe bilmeyen biri için ( yurttaş veya yabancı ) adil yargılanma hakkının bir gereği olarak çevirmen atanacaktır. Ancak Türkçe bilen bir Türk yurttaşı Türkçe ifade vermemek gibi bir seçeneğe sahip değildir. Ki, Lozan Antlaşmasının ilgili hükmü taraf devletler tarafından hiç bir biçimde gündeme getirilerek Türkiye’nin Uluslararası yükümlülüklerini ihlal ettiği savı ileri sürülmemiştir. Hiç bir AB ilerleme raporunda Türkçe bilen Türk yurttaşlarının mahkemelerde Kürtçe ifade verme hakkı olduğu ileri sürülmemektedir. Zira öyle bir yorum kabul edilirse o zaman Yunanistan’da da her Yunan yurttaşının kendi ana dilinde ifade verme hakkı olduğu sonucu çıkacaktır. Dolayısıyla hukukçu olmayan kişilerce Lozan Antlaşmasının 39’ncu maddesinin yorumu yanlış ve temelsizdir. Uluslararası sözleşmelerde her yurttaşın kendi ana dilinde ifade verme hakkı yoktur. Duruşmalardaki dili anlamıyorsa bir çevirmen atanacaktır. Bu nedenle Türkçe bilen bir yurttaşın ana dilde savunma yapma hakkı ayrıcalığı bulunmamaktadır. Ancak eğitim olanağından yoksun kaldığı için Türkçeyi öğrenemeyenler sizin de yukarıda anlattığınız gibi elbette (CMK 202/1) mahkemede çevirmen aracılığıyla dinlenecektir. Kürtçe eğitim bugün Türkiye’de Üniversite düzeyinde de serbesttir.

UMRAN SÖLEZ TAN: Seçilmiş temsilcilerin Türkiye Büyük Millet Meclisinde Kürtçe konuşma ve yemin etme taleplerinin AB kazanımlarında yeri ne kadardır?

SİBEL ÖZEL: TBMM’de seçilmiş milletvekillerinin yemin ve konuşma dili kesinlikle Türkçe’dir. AİHM bu konuyu çok açık bir şekilde ortaya koymuş ve seçilmiş temsilcilerin millet meclislerinde anadilde konuşma yasağının AİHS’ni ihlal etmediğine hükmetmiştir. Fransız Polinezyası Meclisi vekillerinden biri, Meclis’de Tahitice konuşmanın yasak olmasının bir ayrımcılık olduğunu iddia ederek, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlali gerekçesiyle Mahkemeye başvurmuştur. Burada dikkatinizi çekmek istediğim husus Paris’te mecliste değil, özerk bölge Pasifik Denizi gibi bir yerde yer alan Fransız Polinezyası Meclisinde Fransızca konuşma zorunluluğudur. AİHM, AİHS’nin dil haklarını ya da seçilmiş vekillerin mecliste konuşma yaparken ya da oy kullanırken istedikleri bir dili kullanma hakkını garanti altına almadığını vurgulamış ve başvuruyu reddetmiştir.

UMRAN SÖLEZ TAN: Emekli olmayı isterken öncelikle özgür olmak bir de mesleğimin ilk yıllarında iyi yetişmiş insanlara gereksinimlerini duyumsadığım çocuklar için bir şeyler yapabilmeyi amaçlamıştım. Makalenizle beni kararlarla geçen koskoca bir yaşantıya götürdünüz… Bulgar ozan Vaptsarov’un bir şiiri vardır; aklımda kaldığınca: “Sev demiştin anneciğim insanları/Beni sevdiğin kadar/ Sevebilirdim anne ama/ Ekmek ve özgürlük de var.” Ama ülke de var! Son diyeceklerinizle bitirelim mi?

SİBEL ÖZEL: Bence Türkiye’deki her yurttaşın öncelikle resmi dil olan Türkçeyi öğrenme hakkı bulunmaktadır. Bu Türkiye Cumhuriyeti devleti için bir yükümlülüktür. Yurttaşların resmi dili öğrenmesi ve resmi dille eğitim alması bir asimilasyon değildir. Bugün Türkiye’de ana dilin öğrenilmesi tamamen serbesttir. Devlet yurttaşların ana dillerini öğrenmelerini ve geliştirmelerini olanaklı kılarken tüm etnik dil ve lehçelere aynı uzaklıkta durmalı ve ayrımcılık yapmamalıdır. Unutulmamalıdır ki, birleştirici olan ve iletişimi sağlayan Resmi dildir. Bütünlüğü sağlayan en önemli unsur dil birliğidir. Anayasa hazırlıklarına başlanılacak şu günlerde AİHMK, AİHS ve tarafı olduğumuz antlaşmalar çerçevesinde korunan hakların bilinmesi ve topluma aktarılması gerekmektedir. Böylelikle bir imtiyazı içeren taleplerin eşitlik ve ayrımcılık yapmama ilkelerine ne kadar aykırı düştüğü de kolayca görülecektir. Önemli olan etnik köken, din, servet, aile statüsü gibi farklılıklara bakılmadan eşitlikçi, özgür ve adil bir sistemde barış içinde, birlik ve beraberlikle yaşamayı bilebilmek ve seçebilmektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder